Kurşun kalemle ve uyduruk kağıtlarda başlardı mısralarım...mektuplarım bile kurşun kalemle yazılmıştır.
Şimdi ne kurşun kalemim ne de elimin altında uyduruk kağıtlarım var.öyle dağınıktım ki her yazımı bi yerlerde unutur,sırlarımı,sakladıklarımı,kendi kendime ele verirdim...
keşke o günlere ait bikaç küçük not bulsaydım..sanırım imkansız..o kadar çok göç yaşadım ki...anılarım sırlarım biyerlerde kayboldu...
Koca bir kentde ufacık ben, nasıl oynuyor benle...ben beni ne çok zorladım.ne çok savaştım kendimle...soluksuz kaldığım her anımda kaleme sarıldım..mektup arkadaşlarım yok...uzunluğunu yarıştırdığımız mektuplarımızın adı bile yok...çizgili kağıdı ortadan ikiye böler sayfaları birbirine yapıştırır metrelerce mektubumuz olurdu....özledim belkide çocuk yüreğimin o masum mektuplaşmalarını...Şimdi bi başıma bir masa başında acemice kullandığım bir klavye....parmaklarda ürkek...oysa çocukluğum cıvıl cıvıl anlatırdı her anı.
yeniden başlamak için geç kaldım belki.Bu kadar yorulmadan gökyüzünü sise boğmadan durultmalıydım yüreğimi....